Güneydoğu Meselesi ve Hâl Çareleri

Sayın Başbakan, (Tansu Çiller)

Türkiye’de mevcut dini faaliyetlerin başında gelen Risale-i Nur Talebelerinin şahs-ı manevisi adına başbakan seçilişinizi, Kader-i İlahinin manidar bir tecelli telakki ediyor ve sizin müsbet hizmetlede muvaffak olamanızı din ve devlet istikametinde hayırlı icraatlara vesile kılınmanızı samimi hissiyatımızla temenni ederek, tebriklerimizi arz ediyoruz.

Risale-i Nurlar, bu asırda Cenab-ı Hakk’ın mahza rahmet ve inayetinin bir tezahürü olarak Kur’an-ı Kerim’den ilhamen yazdırılmış ve İslam’ın temel esasları olan iman ve itikata müteallik Ayet-i Kerime’lerin fevkalede bir dirayetle asrın idrakine uygun şerh ve izahlarından ibarettir. Bu eserleri okuyan, onlardan tefeyyüz eden ve bu eserlerdeki imani ve Kur’ani hakikatlardan başkalarının istifadesi için gayret gösteren vatandaşlarımıza da “Risale- i Nur Talebesi" veya kısaca “Nurcu” denilmektedir.

Beyan ettiğimiz gibi Risale- i Nur Kitapları “Tevhit (Allah’ın Birliği)”, Nübüvvet (Peygamberlik)”, “Haşir (Ölümden sonra dirilme)” gibi imani esaslar üzerinde fertleri irşat etmek, Allah ve Peygamber sevgisini kalplere nakşetmek meselesine hitap etmektedirler. Bu sahalarda akli ve ilmi deliller ile birlikte gönüllerine nüfuz eden mahza ihlas ve samimiyetin mahsulu olarak irşat ve telkinler getirilmiştir.

Keza bu kitaplarda, imani meselelerin yanında ihlas,samimiyet, hasbilik, kardeşlik, birlik, ve beraberlik, Muhammedî ahlak, aşayişe yardım, müsbet hareket etme, imana muhtaç memleket evlatlarını şefkatle kucaklamak; memlekete, devlete, vatana sahip çıkmak, her türlü siyasi faaliyet ve telakkilerden uzak ve müstağni kalmak, emniyet ve aşayişi gönüllerde yerleştirmek, mevzuları da fevkaede bir uslupla ele alınıp işlenmiştir.

Bu arada Muhterem Müellifinin bidayetindeki hayatından başlamak üzere bugün memleketimiz için ciddi bir handikap teşkil eden Güneydoğu mevzuunu halledecek ve ona gerçek reçete vazifesini ifa edecek fevkalede nafi tavsiyeler de bu kitapda yer almıştır. Memleketi bölme hareketleri bu güne kadar geçikme göstermişse ve el’an halk tabanında bu menfi hareketler iltifat görmüyorsa, bunu bu eserlere ve onun okuyucularına borçlu olduğumuz unutulmamalı. Geçmiş yıllarda bu eserlerin hiç olmazsa şarkta serbestçe okutulmalarına imkan sağlanmış olunsaydı, durum belki çok daha farklı olurdu. Devletin istihbarat birimlerinin yanlış yönlendirilmeleri sebebi ile mazide bu imkankan mahrum kalınmış ve manevi değerlerden tecrit edilen körpe dimağlar maalesef menfi milliyetçilik telkinleri ile adeta canavarlaştırılmıştır.

Cenab-ı Hak size bu devlete başbakan olma gibi fevkalede mes’uliyetli bir makamı nasip kıldığına göre herşen önce devlet ile din münasebetlerinin sıhhata kavuşturulmasında sizin Türkiye’deki dini cemaatların gerçek mahiyetlerini aralarında nüans farklarına kadar olmak üzere doğru şekilde bilmeniz şarttır. Yanlış ve maksatlı şartlandırılmaların dışında kalmanız elzemdir

Bu kısa malumattan sonra “Güneydoğu Mes’elesi ve Hâl Çareleri” mevzuunda cemaat olarak Risale-i Nurlardaki tavsiyelerin ışığında görüş ve kanaatlarımızı arz etmeyi dini ve milli bir vazife ve vecibe telakki ediyoruz.

1. Memleketimizin diğer meselelerinde olduğu gibi bilhassa Güneydoğu mevzuunun hâlli, sizin bir devletin idarecisi olarak iktisab etmek mecburiyetinde olduğunuz bir takım üstün meziyet ve vasıflarda düğümlenmektedir.

Mevzubahis edeceğimiz üstün meziyet ve vasıfları sırası ile arzedelim:

a. Milletimizi medeni milletlerin seviyesine çıkarmak için gayret gösterirken diğer taraftan din ve milliyetten hiçbir surette taviz vermemek, bu sayede milletimizi ruhen ve hissen bütünleştirmek. Umumi vicdanın ruhuna mukaddesatına hakkıyla bağlı olmak, milletin inancını, seciyesini, ve mizacını göz önünde bulundurarak; ictimai, siyasi, iktisadi sahadaki maharetli, celadetli ve cesaretli, icraatlarla birlikte samimiyeti esas almak ve her türlü maniayı aşmakta Allah’ın inayetine sığınmak.

b. Malumdur ki bir millet için en büyük tehlike, idare eden rehber devlet adamlarına karşı samimi itimadın sarsılmasıdır. Milletin inanç ve mukaddesatına, örf ve adetlerine karşı yapılacak her hangi bir yanlış hareketle o itimat sarsılacak olursa halk ile idareciler arasında derin uçurumlar meydana gelir. Tedavisi mümkün olmayan yaralar açılır. Millet kendini idare edenlerden ruhen, hissen soğur, kopar. Bu sebebten dolayı millet olarak huzur ve saadet, idare edenler ile milletin arasındaki insicama vabestedir. Bu insicamı temin etmek elbette size bağlıdır. Milletimizin küll halinde değer izafe ettiği ve bizzat yaşanan manevi değerlere sahip çıkmak hatta yaşamak suretiyle milletle manen bütünleşmek, bütün bu problemleri Cenab-ı Hakk’ın inayetiyle çözer ve ortadan kaldırır. Bu sayede sizde ecdadımızın cihanı hayrette bırakan şan ve şeref dolu tarihine kamil manada bir sayfa eklemiş olursunuz . Samimane temennimiz budur.

2. Risale-i Nurlardaki ifadelerin ışığında Güneydoğu meselesinin kısa ve uzun vadeli takip edilecek devlet politikasına esas oalcak tavsiyelerimizi de arz ediyoruz.

a. Şarkın insanı bu kadar tahribat rahnelenmelerine rağmen dini esaslara cibilli olarak taraftar ve hahişkardır. El’an da kendilerine amir durumunda olan zevatı mütedeyyin görmek isterler. Risale-i Nur müellifi daha Birinci Mecliste iken millet vekillerine dağıttığı beyannamesinde bu noktaya hassaten parmak basıyor ve şunları ifade ediyordu.

“Bu Millet-i İslamiyenin cemaatları her ne kadar bir cemaat namazsız kalsa, hatta fasık ta olsa yine başlarındakini mütedeyyin görmek ister. Hatta umum şarkta memurlara dair en evvel sordukları sual bu imiş.

- Acaba namaz kılıyorlar mı, derler. Namaz kılarsa mutlak emniyet ederler, kılmazsa ne kadar muktedir de olsa nazarlarında müttehemdir.

Bir zaman Beytüşşebab aşairinde isyan vardı. Ben gittim sordum.

- Sebep nedir?

Dediler ki:

- Kaymakamımız namaz kılmıyor. Öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?..

Halbuki bu sözü söylayenler de namazsız hem de eşkıya idiler...”

Risale- i Nur müellifinin işaret buyurduğu hassas probleme çare getiren, müessir devlet politikasına ışık tutmaktadır. Devletimizin bütünlüğünü tehdit eden bu probleme ciddi hal şekli getirilmek isteniyorsa, bilemediğimiz, tarafatar olamayacağımız bir takım na-beca tertiplere sizin dışınızda vasıta kılınmak istenmiyorsa, müessir hal çarelerinden birisi; şarka, asker olsun sivil olsun amir durumda vazifelendirilecek elemanların münhasıran mütedeyyin olanlardan seçilmesidir. Şark bir cezalandırılma sahası olmaktan çıkarılmalıdır.

Osmanlı İmparatorluğu zamanında belki beş asırdır bir kürt isyan hareketinin müşahede edilmemesi manidardır. Keza o devrede şarkta “Hamidiye Alayları" vardı ki kumandan ve subayları hep kürtlerden idi. Cumhuriyet devrinde ve bilhasa son zamanlarda şarkta menfi milliyetçilik hareketleri görülmüş, problem doruk noktasına yaklaşmıssa, devlet politikasını gözden geçirip realitelere uygun tarzda tashih etmelidir. Bunun sizin vasıtanızla tahakkukunu arzu ederiz.

b. Risale-i Nur’un merhum ve muhterem müellifi daha II. Meşrutiyet yıllarında ve birinci meclisin toplandığı yerlerde şarkta bir “Dar’ül Fünun”un, yani üniversite açılması fikri üzerinde durmuş ve bu yolda doğuda İslami vahdet ve tesanüdün sağlanması ancak keyfiyete uygun bir eğitimden geçeceği hakikatına ışık tutmuştur. Zamanın cumhurbaşkanı Celal Bayar’a yazmış olduğu mektubunda şunları ifade ediyordu:

“Altmış beş sene evvel Cami-ül ezher’e gitmek istiyordum. Alem-i İslamın medresesidir diye bende o mubarek medresede bir ders almaya niyet ettim. Fakat kısmet olmadı. Cenab-ı Hak bir fikir ruhuma verdi ki Cami- ül Ezher Afrika’da bir medrese-i umumiye olduğu gibi, Asya, Afrika’dan ne kadar büyük ise, daha büyük darül fünun, bir İslam üniversitesi Asya’da lazımdır. Ta ki İslam kavimlerini; mesela, Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan ve Kürdistandaki milletleri menfi ırkçılık ifsat etmesin. Hakiki müsbet ve kutsi ve umumi milliyeti hakikiye olan İslamiyet milletiyle (Müminler ancak kardeştirler.) Kur’an’ın bir kanuni esasisinin tam inkişafına mazhar olsun...”

“Siz, farz-ı muhal olarak hiçbir cihetle ihtiyacı olmasa da ekser enbiyanın Asya’da şarkta zuhuru, ve ekser hükemanın ve feylosofların garbta gelmelerinin delaetiyle, Asya’yı hakiki terakki ettirecek fen felsefenin tesiratından ziyade, hissi dini olduğu halde bu fıtri kanunu nazara almayarak garblılaşmak namı ile an’aneyi İslamiyeyi bıraksanız ve ladini bir esas yapsanız dahi dört beş milletlerin merkezinde olan vilayeti şarkıyede millet, vatan selameti için dine İslamiyetin hakikatlarına katiyen taraftar olmak size lazım ve elzemdir. Küçük misali size söyleyeceğim."

- Ben Van’da iken hamiyetli kürt bir talebeme dedim ki:Türkler İslamiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun? Dedim.

"Dedi: Ben Müslüman bir Türkü fasık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyadeona alakadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar."

"Bir zaman geçti (Allah rahmet etsin) o talebem ben esarette iken, İstanbul’da mektetebe gitmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aks-ül amel ile oda kürtçülük damarı ile başka mesleğe girmiş. Bana dedi:

“Ben şimdi gayet fasık hatta dinsiz de olsa bir kürdü salih bir türke tercih ediyorum.”

"Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaatım geldi ki:Türkler bu milleti İslamiyenin kahraman bir ordusudur."

"Ey sual soran meb’uslar! Şarkta beş milyon kürt var.Yüz milyona yakın İran’lı ve Hintliler var. Yetmiş milton Arap var.Kırk milyon Kafkas var Acaba birbirine komşu, kardeş ve birbirine muhtaç olan bu kardeşlere bu talebenin Van’daki medreseden aldığı dersi dini mi daha lazım veyahut o milletleri karıştıracak ve ırkdaşlarından başka düşünmeyen ve uhuvveti İslamiyeyi tanımayan, sırf ulumu felsefeyi okumak ve İslamiş ilimleri nazara almamak olan o merhum talebenin ikinci hali mi daha iyidir? Sizden soruyorum."

Yine Merhum Müellif meşrutiyet yıllarında şarktaki iki hemşehirlilere meşrutiyetin mana ve mahiyetini anlatırken serd ettiği şu ifade de gayet manidardır:

“Bizim düşmanımız: Cehalet, zaruret (fakirlik), ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı ; Sanat, marifet, ittifak silahı ile cihat edeceğiz. Ve bizi bir cihette teyakkuza ve terakkiye sevkeden hakiki kardeşlerimiz türklerle ve komşularımızla dost olup el ele vereceğiz. Zira husumette fenalık var Husumete vaktimiz yoktur."

“Türkler, bizim aklımız, biz onların kuvvetiyiz; ikimiz tam bir insan oluruz.”

Müellifin şarkta kurulmasını teklif ettiği üniversite de yapılacak tedrisatta o yıllarda;

Fünun-u Cedide’ yi (Müsbet İlimler) ulum-u medaris (Medrese İlimleri) ile mecz ve derc ve lisan-i Arabi vacip, Kürdü caiz, Türkü lazım kılmak” tarzında dil mevzuunda teklif getirirken şunu ilave etmeyi de ihmal etmiyordu.

“ Emin olunuz biz Kürtler başkalara benzemiyoruz. Yakınen biliyoruz ki içtimai hayatımız Türklerin hayat ve saadetinden neşet eder.”

Görüldüğü üzere Risale-i Nur müellifine o yıllarda ve daha sonraki yıllarda kulak verilmiş olsaydı muhakkak ki durum daha başka türlü olurdu. Kulak verme şöyle dursun TCK 163. maddenin kaldırıldığı 1991 yılına kadar bu kitaplardan açılan davalarda mütemadiyen müellif ve talebelerine, bu menfi tecellilere zemin hazırlayan, yetiştiren zihniyet, ısrarlı ve hakikat hilafına “Kürtçülük” itham ve iftirasını yapmaktan geri durmamıştır.

Her ne ise şarkı ve garbı zamanla birbirine kaynaştıracak olan devlet politikasının temeli İslami kardeşlik esasına dayanan bir eğitim sisteminin ikamesidir. Tedricen bu noktaya gitmek icap eder. İktisadi tedbirler, Teşvik fonları her türlü suistimale müsaittir. Bu husus misalleri ile sabittir. Aslında devletin Şarka yatırımı garb vilayetlerinden fazledır. Bu bakımdan gönüllerde kardeşlik ve hakiki muhabbeti ikame edecek bir eğitim sistemine uzun vade de gidilmedikçe alınacak tedbirlerin sathi kalacağı bir vakıadır.

Ümitsizliği intaç edecek hiçbir durum mevzu bahis değildir. Biz Türkiye üzerinde manevi bir himayenin bulunduğu inancındayız. Yeter ki kavmiyyet duygularını kamçılayıcı veya dini noktada devlet hakkında şarkta yanlış kanaatları teyit edici yanlış politikalara meydan verilmesin İslami kardeşlik esasları devlet eliyle de işlensin. Artık parçalanmaya yüz tutan, vakti geçmiş tıkanmış sistem ve politikalarda ısrar edilmesin.

Temas ve tavsiye ettiğimiz istikametlerde Cenab-ı Hakk’a iltica ederek, faydalı ve nafi bir siyasetin tatbik sahasına konulması mevzuunda samimi teşebbüslerinizi bekler, size bu istikamette duacı bulunduğumuzu beyan eyleriz.

Risale-i Nur Talebeleri adına

Mehmet Kırkıncı       Gültekin Sarıgül      

Osman Demirci        Nazım Gökçek          

Yüksel Kavuştu        Ömer Kalaycı

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 05/7/2010
Okunma Sayısı : 11897

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
yedi bir uc dort dokuz bir

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort