Merhum Özal'ın Vefatı Üzerine Bir Yazı

Cumhurbaşkanımız Turgut Özal vefatıyla bütün milletimizi hüzün ve kedere gark etti. O, Rahmet-i Rahman’a giderken çok yüklü ve ibretli mesajlar da verdi. Onun vefatı ile bir devrin kapısı kapanıp, yeni bir devrin başladığı bir hengâmda, şu hakikatleri ifade etmeyi bir vazife telakki ediyorum:

O, bütün ömrü boyunca birbirinin inkişafına yardım eden iki meşaleyi birlikte taşımaya gayret göstermişti. Bunlardan birisi dinen tekamül, diğeri ise maddeten terakki idi. Birinin diğerine feda edilmesi halinde içtimai ahengin bozulacağını, terakkinin de mümkün olmayacağına inanırdı.

O, milletimizi muasır medeniyet seviyesine çıkarmak için çalışırken, din ve milliyetten hiçbir surette taviz verilmemesi gerektiği inancındaydı.

Vicdan-ı umuminin ruhuna, mukaddesatına hakkı ile bağlı idi. Milletin inancını, seciyesini ve mizacını daima göz önünde bulundururdu. Bunu sadece millî bir vazife değil, dinî bir vecibe olarak da kabul ederdi.

O, tarih ve insanlık huzurunda, hukuk ve maneviyat karşısında mesuliyetini müdrik bir devlet başkanıydı. Onun içtimaî, siyasî ve iktisadî sahadaki mahareti yanısıra celadeti, cesareti, samimiyet ve muhabbeti de şayan-ı takdirdi.

O, engin ve zengin fikirler sahibi bir insandı. Mahdut bir saha ile iktifa edecek ve dar bir çember içinde haps olacak biri değildi. Maddî ve manevî terakkimiz için gerekli bütün sebeplere, vasıtalara tam teşebbüs ve riayet eden müteşebbis bir lider idi. Karşılaştığı bütün engeller onun azim ve iradesi, himmet ve gayreti karşısında daima hezimete uğramıştı. Bu manileri Allah’ın inayetiyle aşmış, vazifesini kemal-i şan ve şerefle ifa etmişti.

Onun büyük hususiyetlerinden biri de milleti ile ruhen ve hissen bütünleşmeyi başarmış olması idi.

Malumdur ki, bir millet için en büyük tehlike, idare eden liderlerine ve rehberlerine karşı, itimadın sarsılmasıdır. Milletin ruhuna, inancına ve mukaddesatına, örf ve adetlerine karşı yapılacak herhangi bir yanlış hareketle o itimat bir defa sarsılacak olursa, halk ile idareciler arasında derin uçurumlar meydana gelir. Tedavisi mümkün olamayan yaralar açılır. O zaman bu millet kendini idare edenlerden ruhen ve hissen soğur, kopar. Daima huzursuz ve tedirgin olur. İstikbale endişe ile bakar. Bu hali fırsat bilen hainler ise, akla ve hayale gelmeyen entrika ve telkinler ile fitne ve fesadı alevlendirip, muhabbet ve uhuvveti, hürmet ve şefkati zedeleyebilirler. Bu noktada tarih çok feci misallerle doludur.

Demek ki, huzur ve saâdet, idare eden rehberler ile milletin arasındaki insicama vabestedir. İşte Turgut Bey bu insicamı, bu ahengi tam manasıyla tesis etmiş bir liderdi.

Merhum Cumhurbaşkanımız, millete hizmet etmek isteyen liderlerin, o milletin tarihini iyice tanımış ve ruhunu hakkıyla tahlil etmiş olmaları gerektiğinin şuurunda idi.

“Bizim tarihimizde sadece vakalar anlatılmış hadiselerin tahlil ve muhakemesi yapılmamıştır.”

diye yakınır, tarihimizin felsefesinin mutlaka yapılmasını zaruri görürdü.

Kadirşinas milletimiz böyle yüksek meziyetlere sahip bir cumhurbaşkanını sevgiyle bağrına basmış, ona vefa borcunu göz yaşları ve fatihalar ile ödemeye çalışmıştır.

Temennim odur ki, bundan sonra gelecek devlet idarecileri bu necip ve kadirşinas milletin ona vefatında göstermiş olduğu alaka ve teveccühü çok iyi değerlendirsinler ve bu milletin mukaddes tanıdığı itibar ettiği değerlere sahip çıksınlar.

Hane reisinden devlet reisine kadar her ferdi çevresinde olup bitenlere karşı mesul tutan,

Hepiniz çobansınız ve hepiniz raiyetinizden mesulsünüz.”

hadis-i şerifini düstur edinsinler.

Milletini ve vatanını seven, kültürüne, örf ve an’anelerine sımsıkı bağlı, yüksek ahlâk sahibi, faziletperver, yüce idealler peşinde koşan ve himmetini sadece milletine sarfeden birer numune şahsiyet olsunlar.

İstikbalde mümtaz bir seviyeye gelebilmek için ecdadımızın cihanı hayrette bırakan şan ve şerefle dolu tarihini en kâmil manada rehber ittihaz etsinler.

Bu değişmez hakikatleri hayata hakim kıldıkları takdirde, Allah’ın izniyle maddî ve manevî her sahada nice parlak ve şaşaalı hamleler yapmaya muvaffak olacaklardır.

Rahmetli Turgut Bey din ve vicdan hürriyeti önünde en büyük engel olan 163. maddeyi kaldırmış, Üstadımızın Menderes’e vasiyeti olan

“Ezanı aslına çevir, Risale-i Nurları resmen serbest ilan et ve Ayasofya’yı ibadete aç.”

diye buyurduğu talebinin ikincisini gerçekleştirmek kendisine nasib olmuştur.

Bakalım Ayasofya’yı ibadethaneye çevirmek ve bu hayırlı hizmete vesile olmak, istikbalin hangi bahtiyar idarecilerine nasib olacaktır.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 05/7/2010
Okunma Sayısı : 6397

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
yedi sekiz dokuz dokuz bes yedi

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort