Dinden çıktığını söyleyen erkek kardeşimin yanında başımı kapatmam gerekir mi? Baş başa kalmak halvet oluşturur mu? Benim için yabancı mı sayılır? Onunla uzun yola çıkamaz mıyım? Annem için durum nasıl olur? Ona karşı tavrımız nasıl olmalı?

1. Dinden çıkmak soydan gelen fıtrî bağları ortadan kaldırmaz. Bu sebeple onun yanında başınızı açmanızda bir sakınca yoktur.

2. Din farkı -mirasta olduğu gibi- bazı konularda bir yabancılık oluştursa da genellikle soydan gelen cibillî duyguları ortadan kaldırmaz. Bu sebeple halvette baş başa kalmanızda da bir sakınca olmadığını düşünüyoruz.

3. Birbirinizden miras almama konusunda yabancı sayılırsınız. İman kardeşliğiniz sona erdiği için, İman ve İslam’la ilgili bir yakınlığınız artık yoktur. Fakat soydan gelen kardeşliğiniz devam eder. Bu sebeple -örneğin- onunla evlenemezsiniz. Uzun yolda birlikte gitmekte bir sakınca olmayabilir. 

4. "Eğer onlar (anne-baban) seni, hakkında senin hiçbir bilginin olmadığı şeyleri ortak koşmaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme. Ama o durumda da kendileriyle iyi geçin, makul bir tarzda onlara sahip çık. Bana yönelen olgun insanların yolunu tut. Sonunda hepinizin dönüşü bana olacak. Ve ben işlediklerinizi tek tek size bildirip karşılığını vereceğim. “ (Lokman, 31/15).

Bu ayetten de anlaşıldığı üzere, Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olmayacak şekilde dinsiz de olsa; akrabaya insanî ilişkiler çerçevesinde muamele etmek esastır. Yani, evlat da olsa, anne-baba da olsa kardeş de olsa; dinsizliğini tasvip etmemekle beraber, gereken insanî ilişkileri askıya almamak, onlarla insanî, fıtri ilişkileri doğal bir biçimde sürdürmek gerekir.

5. Annen için de durum aynıdır.

6.
 Ona karşı tavrınız olumlu olmalıdır. Yani ona karşı sevgi dolu, şefkat dolu olduğunuzu hissettirmenizde fayda vardır. Çünkü, maksat bağcıyı dövmek değil, üzümü yemektir. Onu ailesinden bütün bütün uzaklaştıracak, yabancılık hissini verecek davranışlarda bulunmak çok yanlış olur. Bu sebeple, bir yandan onun bu durumundan rahatsız olduğunuzu üzüntülü hallerinizle gösterirken, hala da onu bir evlat, bir kardeş kabul ettiğinizi hissettirecek söz ve davranışlar sergilemekte fayda vardır. 

Bunun yanında, bir yandan bütün namazlardan sonra bir kardeş, bir anne şefkatiyle düzelmesi için Allah’a yalvarıp dua ederken, bir yandan da fiilî bir dua olan -ilmî ve aklî metotlarla- onu ikna etmeye çalışmayı sürdürmek gerekir. Bu işi çok iyi bilen bir arkadaşıyla yaptırmak önem arz etmektedir. Çünkü, bilmeyen biri “kaş yaparken göz çıkarabilir”.  

Özellikle onun samimiyetine güvendiği kimselerle arkadaşlık kurmasını sağlamak ve o yolla ikna yoluna gitmek gerekir. 

İki de bir “dinsizlik” yaftasını kullanarak onun damgalamak son derece yanlıştır.

Tahsil durumunu göz önünde bulundurarak ona bir arkadaş, bir çevre bulmak gerekir.

En güzel tebliğ, İslama uygun bir hayat sürmektir. Eğer biz İslam ahlakı ve imanın gerçeklerini hal ve hareketlerimizle göstersek, diğer dinlere uyanlar da topluluklar halinde İslamiyete gireceklerdir.

Öyleyse kendi nefsimize dönüp muhasebe yapalım:

“Acaba İslamı nasıl anlıyor, nasıl yorumluyor ve hayata nasıl geçiriyoruz?

Halimiz nasıl? Etvarımız nasıl? Biz nasılız? 

Hal ve hareketimizle İslam güneşini parlatmak yerine perde mi çekiyoruz? İman bahçelerinin güllerini ihtiyaç sahiplerine sunacağımıza hoyrat bir el mi oluyoruz?

İnsanları Kur’an sofrasına davet edecekken; o sofradan kovup uzaklaştırıyor muyuz?

Bütün bu sorulara cevap verelim. Hep suçu ötekilerde aramayalım.

Nerede ne yanlış yapıyoruz? Niçin insanları İslam'dan ve Müslümanlıktan korkutup ürkütüyoruz?..

Gerçekten çevremize güzel örnek olabiliyor muyuz.? "İşte Müslüman dediğin böyle olmalı" dedirebiliyor muyuz?

Yoksa bizim Müslümanlık anlayışımız sadece baş örtüp, namaz kılıp, oruç tutmaktan mı ibaret? 

Komşularımızla ilişkilerimiz nasıl?

Onlara iyi bir örnek miyiz? Ya da onların atalarından dolayı yüzümüzü mü çeviriyoruz? İslam dininde sadaka olan tebessümü onlardan esirgiyor muyuz? Sonra da arkamızdan, “Ne olacak canım işte gerici ve yobaz” mı dediriyoruz?

Bizler Müslümanlar olarak dünyaya açılmalıyız. Kur’anın manasını anlayarak hayatımıza geçirmeliyiz. Rahmet peygamberi olarak gönderilen Peygamber (asv)'in sünnetine uymalıyız. Hem fen ilimlerini, hem de din ilimlerini öğrenmeliyiz. Kulaktan duyma sözlerle yaşanan İslamiyet sadece taassuptur.

Manevi cihadı, dilimizle, halimizle fiillerimizle ve yaşayışımızla çevremize güzel örnek olarak yapılmaktadır. Ötekilere tek bir tebessüm, tek bir güzel söz vermek ve iyi bir davranışta bulunmak. İşte budur cihat...

“Kimin himmeti milleti ise o kimse tek başiyle küçük bir millettir.”

“Kim bir insanın imanını kurtarırsa sahralar dolusu kırmızı altından hayırlıdır.”  

Allah kardeşinizi ve bu işlere bulaşmış bütün insanları kurtarsın, küfrün karanlığından imanın aydınlığına eriştirsin inşallah!

İlave bilgi için tıklayınız:

Peygamberimizin tebliğ ve nasihat metodu nasıldı?
İslam’ın yayılması ve yerleşmesinde en etkili yöntem savaş mıdır, tebliğ midir?
Hz. Peygamber’in (s.a.s) Tebliğinde Göze Çarpan Hususlar.

Yazar: Mehmed Kırkıncı
Eklenme Tarihi: 20/7/2019
Okunma Sayısı : 56

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
dort dort sifir dokuz bes iki

mersin escort
ataköy escort
şişli escort
istanbul escort