Bekir Berk Ağabey ve Fethullah Gülen Hocaefendi yurtdışına niye gitti? / Risale Haber ekibinin yaptığı röportajın dördüncü bölümü

Yazar: Mehmed Kırkıncı, 04-2-2011

BABASI HOCAEFENDİYE KARŞI HÜRMET EDERDİ

Gidip geliyorsunuz yine?

Evet. Babası vardı Ramiz Efendi isminde. Ama o da farklı bir adam. Babası Hocaefendiye karşı hürmet ederdi.

Babası hürmet ediyordu?

Evet. Bir gün Hocaefendi İzmir’den gelmiş. Ramiz Efendi yanıma geldi “Hocam, Fethullah et yemiyor. Ben bundan sonra et yemeyeceğim diyor. Annesi et pişirdi ama yemedi. Sabahtan sen gelsen de bununla konuşsan” dedi. “E, sen söyle. Senin oğlun” dedim. Hürmeten demiyor. Sabahleyin gittim. Baktım ki Hocaefendi hasta ve pilav yiyor. “Neden et yemiyorsun?” diye sordum. “Bundan sonra yemeyeceğim” dedi. “Fethullah efendi” diye seslenince “Buyur hocam” dedi. “Sahabelerden bizim ayrımımız olmaz. Biri et yiyorsa bizim de yememiz lazım. Yemediyse, hatırlatma” dedim. Bunun üzerine hoca hemen et yedi. Bir söz ile değişim yaptı.

Hocam, askerde İzmir’de iken…

1964’lü yıllardı. Kur’an Kursu hocalığı yaptı. Orada hizmete başladı.

İzmir’de kök saldı artık ondan sonra…

Kök saldı, evet.

mkirkinci1.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir ara Hocaefendi, meşvereti toplamış, “ben ayrılacağım” demiş. Neden ayrıldı?

Burada toplandık. Hocaefendi cemaate konferans verdi. Abdullah ağabey, Sungur ağabey ve bazı ağabeylerle toplandık. İşte o toplantıdan sonra hocaefendi ayrıldı. İzmir’e gitti. Sonra konferanslara başladı. Ayrılması iyi oldu hizmetlere vesile oldu.

Ben cemaatten ayrılıyorum, diye bir şey söylemedi?

Hayır.

Sadece üslup değişik

Hah. Ondan sonra başladı konferanslara, vaazlara. Böyle oldu. Ayrılma böyle.

ECEVİT KAÇ TANE NUR TALEBESİ OLDUĞUNU SORUYOR

Kendi üslubunu, kendi hizmet tarzını uygulama adına…

Hah, tamamen böyle. Hocaefendi bir gün kalkmış gitmiş Ecevit’in kapısını çalmış. “Ben sizi ziyarete geldim” demiş. İlk görüşünde iki saat kadar konuşmuşlar. Ecevit diyorki, “Hocam, iki saat kadar konuştuk ama hiç siyasetin “S”sini konuşmadık. Edebiyattan, şiirden, örften adetten konuştuk.” Sonra Ecevit bir yere gidiyor. Orada Hocaefendinin talebeleri karşılıyor Ecevit’i. O durum Ecevit’i dürttü. Sonra gelince hocaefendi Ecevit’i yine ziyarete gidiyor. Ecevit diyor ki Hocaefendiye, “Talebelerinizi gördüm çok sevindim. Beni karşıladılar, ağırladılar. Ankara’da ne kadar Nur talebesi var?” Hocaefendi “işte, bu kadar” diyor. Ecevit, “Rahşan gel, gel. Müjde, müjde. Bak ne kadar Nur talebesi varmış” demiş. Ondan sonra Ecevit bizi sevdi, Nur talebelerini sevdi. Sonra Ecevit başvekilken başörtüsü olayı çıkınca anlıyorki Hocaefendiyi de hapse atacaklardı.

28 Şubat’ta

Evet. Hocaefendiye diyor ki “Hoca sen buradan git.” O, gönderdi.

Okulların üzerine devletin gitmesine de engel teşkil eden tedbirleri oldu ayrıca.

Tedbirleri oldu, evet. Ecevit’i Allah gönderdi. İyiliği oldu adamın. Dürüst bir adam idi. Nur talebelerini Hocaefendiyi o kadar çok severdi ki. “Ben buradayken, baştayken seni yollayayım git” dedi Hocaefendiye. Ama beşer zulüm eder, kader adalet eder. Gitmeseydi, o hizmetleri olmayacaktı yani.

FETHULLAH GÜLEN: ON SENE HAPİSTE KALSAM BANA YETER

Hocaefendi 13-14 sene oldu gideli...

kirkinci_iraz.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

Büyük hizmetleri oldu bu arada. 1971’de Bekir ağabeyi, Gültekin Sarıgül’ü, Mustafa ağabeyi, bir de Hocaefendiyi içeri aldılar. Bunları ziyarete gideyim dedim. Antepli Nazım duymuş “Hocam birkaç gün bekle de beraber gidelim” dedi. O gece bir rüya gördüm. Cebrail’i (as) gördüm. Cebrail (as) ile konuşuyoruz. Elini görmüyorum ama saat görüyorum. Ne konuştuğumuz tam aklımda değil. Ama dedi ki “Bu saati Fethullah Hocaya ver.” Birden uyandım. Çok enteresan bir rüya gördüm. Neyse, İzmir’e gittim. Onları ziyaret ettikten sonra Hocaefendiye bu rüyayı anlattım. “Hocam, imdadıma koştun. Bu rüya ben on sene hapislerde de kalsam bana yeter” dedi.

Üstadın talebeleri var, sizin gibi. Bu ağabeylerimizin durduğu bir çizgi var…

Şimdi bak, Üstadın yanında kalan talebeler Zübeyir ağabey, Sungur ağabey, Tahiri ağabey, Bayram ağabey, vs. Bunlara kimse kavuşmaz. Bunların makamı başka. Bak, düşün, yani bunlar Üstadın etrafında halka olmuşlar. Onlara kim kavuşacak. Biz, onların ayağının tozuna yüz sürelim. Ben Sungur ağabeyin ayağının tozu olamam. Hocaefendi de benim gibi düşünüyor onlara karşı. Onlara hürmeti var. Buna ben şahidim. Bu bakımdan onların makamı başka. Üstadın yanında duran adamların makamı başka. Hepsini iyi biliriz. Sungur ağabeye bakalım. O’nun hizmetine kim kavuşacak. Gitmediği, Risale-i Nur okumadığı yer yoktur yahu Allah için.

Sungur ağabeye ayaklı Risale-i Nur diyoruz...

Gitmediği, okumadığı yer yoktur. Çoluk çocuğu olduğu halde. Zübeyir ağabeyin kimsesi yoktu. O tekti. Tahiri ağabey de öyle. Onun için onların makamına kavuşulmaz.

İFTİRAYA İTİMAT ETMEYECEĞİZ

Geçtiğimiz dört-beş yıl içerisinde Sungur ağabeye atılan bir iftira var, biliyorsunuz.

Biliyorum ama itimat etmiyorum, katiyen. Onların biz hizmetine bakacağız. İftiraya itimat etmeyeceğiz, yalan, deyin bırakın bir kenara. Olmaz. İnsandır, belki hata etmiş olabilir. Hangimiz hata yapmıyoruz? O bakımdan bu yalanlara bakmadan, onların hizmetine bakmamız lazım.

Makam yüceliği veya makam birlikteliği, iman birlikteliği dünyevi bir meselede üslubun birlikteliğini zorunlu kılar mı? Makam ve meşrep birlikteliği dünyevi bir meselede üslup birlikteliğini icap eder mi? Ayniyet yapmaları mı gerekiyor? Yani dolayısıyla makamı çok yüce olan bir insanın dünyevi bir meselede başka birisiyle ters düşmesi mümkün mü?

Mümkündür. Bir arif-i billâh diğer bir arif-i billâh ile ters düşmesi olur, mümkündür.

Düştüğü zaman makamlarından düşmez mi?

Hayır.

Genel anlamda Aşere-i mübeşşere birbirleri ile savaşmışlar. Bunların hiçbirisi cennetlik olmaktan bir şey kaybetmediler. Dolayısıyla dünyada üslup ediş, bir meselenin nasıl izah edileceğini noktasında ihtilaf, makamlarını düşürmez.

Yok, hayır.

Meseleye böyle mi bakmak gerekiyor?

Öyle bakmak gerekiyor. Dedim ya onların makamlarına kimse yetişemez. Biz, onların ayağının tozu olamayız. Nefsime söylüyorum ben bunu. Yeminle söylüyorum bunu.

BEKİR BERK AĞABEYE KARŞI SUİKAST HAZIRLAMIŞLAR

Siz, canlı tarihsiniz. “Zübeyir ağabey benimle istişare yapardı, bana danışırdı, hep olayları biliyorum” dediniz. Sungur ağabeyin uğradığı iftira ile Bekir ağabeyin uğradığı iftiranın ikisi de aynı. Sungur ağabeyin uğradığı iftirada şu var. Bu iftiradan önce ben okumuştum. Bir tane gazete var, sahibi de bir partinin sahibidir. Gazetede Sungur ağabey ve Hocaefendi ile ilgili bombardımana başlamışlardı, arkasından bu olay patladı. Yani Sungur ağabeyin ve Hocaefendinin aleyhinde çok acayip yazılar yazıyorlardı. O gazeteleri okudum. Bundan altı-yedi sene kadar önce. Ve hemen arkasından Sungur ağabeyin bu iftirası patladı. Orada şöyle düşündük, devlet Nur talebelerini birbirine düşürmeye çalışıyor. Ve netice de öyle oldu. Bekir ağabeyde, zahiri sebebi herkes biliyor, perde arkasında ne vardı? Devlet, neden Türkiye’den göndermek istedi? Nurcuların gözünde düşürmeye çalıştı?

mkirkinci2.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

O zaman Bekir ağabeyin hesabı şu: Türkeşnameyi yazdı. Ona karşı çıktık, “yazma” dedik. Korkmayan bir adam idi. Gözü pek bir adam idi. Muhalefetliği yaptık ama sözümüz geçmedi. “Girmeyelim münakaşaya” dedik. Ama yazdı. Türkeşnameyi  yazdıktan sonra Bekir ağabeye karşı suikast hazırlamışlar. İstihbarattan dostlar anlattılar meseleyi ve “buradan gitmesi lazım” dediler. “Bekir ağabey sen git buradan” dedik. Yani gidişi öyle oldu. Ona suikast yapacaklardı. Ben kendim uğurladım Bekir ağabeyi. Orada kalacak ama Hacdan sonra nasıl yapacak? Orada kalması nasıl olacak? “Sen git, bak. Cenab-ı Hak sana bir kapı açar” dedim. Burada Şeyh Şamil’in oğlu var. Said Şamil Riyad’da. Onun, devletin yanında çok itibarı var. O vesile olursa bu iş olur dedik. Bundan sonra Bekir beyin kendisi anlattı, Bekir ağabeyden dinledim onu. Dedi ki, “hocam gece yarısı uçaktan indim. Yolda yürüyorum tek başıma bir adam bana rast geldi. Ona dedim ki; ‘Ben, Ankara’dan falanı arıyorum.” O da dedi ki “O, benim.”

Fesubhanallah…

Onu böyle bilmek lazım. Bekir ağabeyin hizmeti yere göğe sığmaz. Bekir ağabey, nadir bir insan idi. Büyük bir insan idi. Benim kadar Onu kimse bilmez. Çok şeylerine şahit oldum. Mesela bir şey anlatayım. Tortum’da Mehmet Taş diye birinin mahkemesi var. Erzurum’a geldi, mahkemeye gidecek. İftar ettik akşam Hacı Süleyman’ın evinde. Hacı Süleyman Efendi de bize bir cip buldu. O zaman hiçbir şeyimiz yoktu. Kıştı. Kar yağıyordu. Battaniyeler getirdi, bizi sardı sarmaladı

GREYDERİ ALLAH GÖNDERDİ

Nereye gidiyorsunuz?

mkirkinci3.jpg

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tortum’a. Mahkeme var. Yağa yağa gittik. Bir yerde durduk. Öyle yağdı ki ne geri gidebiliyoruz ne de ileri. Kaldık öylece durduğumuz yerde. Bekir ağabey, ben, bir de şoför. Başka da kimse yok. Bekir ağabey orada şehidliğin ehemmiyetini anlatmaya başladı. “Cenab-ı Hak mülkünü abad eder” diyor ama kardaş Allah karı öyle bir döküyor ki, cip ne ileri ne geri gidiyor. Şoför de Risale’yi bilmiyor. Öyle ki artık orada şehadeti bekliyoruz. Öylece iki-üç saat kaldık gece. Bir de baktık ki greyder geldi. “Allah gönderdi.” O kadar.

Hiç şevkini bozmadı yani?

Aman aman aman. Büyük adam idi. Onların her hareketlerinde büyük hikmetler vardır. Hani melekler yemezler, içmezler, doğmazlar, doğurmazlar, asla günah işlemezler. Öyle değil mi?

Evet

Müminler günah işler mi? Tonlarla. Şimdi Cenab-ı Hak, tonlarla mümini mi çok seviyor? Melaikeyi mi çok seviyor? Kimi çok seviyor? Müminleri çok seviyor. Neden bu? Çünkü müminler günah işlerler, Allah’tan af dilerler. Allah affeder ki Allah’ın Ğafur ismi insanlarda tecelli etsin. Hikmeti bu. Bunu anlamak lazım...

Okunma Sayısı : 9870

« Önceki Yazı Sonraki Yazı »

Yorum Ekle

Yazı hakkında yorumlarınızı, katkılarınızı ve önerilerini bize bu alandan gönderebilirsiniz.

İsminiz
E-Posta
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
dokuz alti uc bes uc bes