Gelen Yorumlar

ali yeşilkaya 23/Eylül/2010


Amin hocam amin.

Mustafa Çrkiç 06/Eylül/2015

\"Bu zamanın en büyük farz vazifesi, İttihad-ı İslâmdır. \" Risale-i Nurların Diyanet tarafından sahiplenilmesi ve neşredilmesi Anadoluya gelecek kaza ve belaların define sebeb olur, İnşaallah. Siyasilerin şahsi günahları kendilerine aittir. Biz Ümmetin selameti için din derslerini kaldıracağız diyenleri değil; din dersini koyan ve kollayan milletin ekseriyetinin teveccühünü kazanmış mevcut hükümeti desteklemek zorundayız. Yoksa Tosyaya pirince giderken evdeki bulgurdan da oluruz! Pis bir delikten güzel bir bahçeyi seyreden kimseye bir zarar bulaşmaz. Yeterki siz lüzumsuz o pisliklerle uğraşmaz ve bulaşmazsanız!
Rahmet-i İlâhiyeden ümit kesilmez. Çünkü, Cenâb-ı Hak, bin seneden beri Kur\'ân\'ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla inşaallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir.(Yirmi Altıncı Mektup) İnsan bir çevresindeki diğer taş atanlara bakar; eğer İslâmın azılı düşmanlarıyla beraber aynı hedefi taşlıyorsa kesinlikle bilmesi gerekir ki o topluluk şeytan taşlayanlar topluluğu olamaz. Savaşta birliğinle irtibatın koptuğu anda etrafına bir bak, önceden tanıdığın bir düşmanı nı görürsen, onun bombaladığı yer senin birliğindir. Çünkü düşman ancak karşı birliği bombalar.
Zübeyir Gündüzalp Ağabey\'in bir mektubu:
Biz ahrar, yani hürriyetçiyiz. Hürriyetçi olan partiden başa kim geçerse geçsin o hürriyetçi partiyi destekleriz. Mühim olan o partinin tüzüğüdür. Başkanın orada bir reyi vardır. Şeyhülislam seçmiyoruz ki, takvasına bakalım. Siyasetçi seçiyoruz. Fikrimize dost olsa yeter.Bir siyasetçi tam dindar olamaz.Tam dindar olan da siyasetçi olamaz.
İsim ve şahıslar değişebilir.Ama ölçüler değişmez.Biz ölçülerimize uyanları destekleriz; kişileri ve isimleri değil. Sahneden düşenleri sahneye çıkarmak bizim işimiz değil. Ölçülerimize uyan, bu ölçülerle millet ekseriyetinin desteğini kazanan kim olursa olsun, biz onu reylerimizle destekleriz. Mesleğimizde milletin ekseriyetinin hüsnü teveccühünü kaybetmiş, mazi olanlarla istikbale yürünmez. Onlarla kaybedecek zamanımız yoktur.
Bizim dışımızda gelişen ve değişen şartlarda meydana gelen durumda ileriye bakarız.Dava ve dairemizi kullandırtmayız. Ahde vefamızı, hayırlı hizmetlerini yadederek gösteririz.Bu bir hakperestliktir.Düşene vurmayız; şakşakçısı da olmayız.Havanda su dövmeyiz.
\"HİLÂFET-İ İSLÂMİYYE, BABAMIN KARDEŞİ AMCAM ABBAS\'IN OĞULLARINDAN ZÂİL OLMAYACAK. TÂ ONU DECCALA TESLİM EDİNCEYE KADAR.\" HADÎS-İ ŞERİF
Google\'da : \" 19 Mayıs Masalı\" diye aratırsanız karşınıza çıkan videoda Prf.Ahmet AKGÜNDÜZ Abinin anlattığı; Padişahın Anadolu\'daki kurtuluş harketinin başına geçmesi için Deccalı görevlendirmesi, bu hadisin mu\'cizevî yönünü ispat ediyor. M.ÇEKİÇ
https://www.youtube.com/watch?v=fzTp_nxCScE

\"ÜMMETİM İSTİKAMETLE GİDERSE KIYAMETE BİR GÜN VAR. İSTİKAMETLE GİTMEZSE YARIM GÜN VAR.\" HADÎS-İ ŞERİF
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİ OSMANLICA LEM\'ALAR KİTABAINDA: \"O BİR GÜN OLAN BİN SENENİN, BEŞYÜZ SENESİNİ ABBASİLER, EMEVİLER TAMAMLADI. ÜMMET SARSINTIYA GİRDİ. OSMANLI İMDADA YETİŞTİ. GERİ KALAN BEŞYÜZ SENESİNİ DE OSMANLI TAMAMLADI.\" DEMEKTEDİR. YANİ OSMANLIYI HİLÂFETİN DEVAMI OLARAK KABUL ETMEKTEDİR. M.ÇEKİÇ
\"CENÂB-I HAK ŞU ÜMMETİN ÜSTÜNDE HEM DECCALIN KILINCINI, HEM DE BÜYÜK HARBİN KILINCINI BERABER CEM ETMEYECEKTİR.\" HADÎS-İ ŞERİF (MÜLÂHEME-İ KÜBRÂ OLAN İKİNCİ HARB-İ UMUMİ, ÂLEM-İ İSLÂM\'I HIRPALAMADIĞI İŞARETİYLE, İSLÂMLAR İÇİNDE BİR DECCÂL, ÂLEM-İ İSLÂM\'I BAŞKA BİR SURETTE HIRPALAYACAK.) MEHDİ-İ ÂHİRZAMAN SAİD NURSİ
DECCALİYETİN ÜÇÜNCÜ SORUMLUSU LÂL FEYZİ ! HADİSDE PEYGAMBERİMİZ(A.S.M.): \"HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR.\" BUYURMAKTADIR. İSLÂMİYETİN EN CESUR VE KAHRAMANI VE BAYRAKTARI OLAN TÜRK ORDUSUNUN EN YETKİLİ ŞAHSI OLDUĞU HALDE KUR\'ÂNA, NAMAZA, CAMİLERE, HİLAFETE SALDIRAN İNSANLIĞIN EN MÜNAFIĞI OLAN O SÜFYANÎ DECCALIN EMRİNE GİRDİ.
ÂHİRZAMANDA ALLAH(C.C.) KÖRÜ, SAĞIRI, LÂLI BİR ARAYA GETİRMİŞ, DECCALİYET KOMİTESİNİ TEŞKİL ETMİŞ, O ALÇAKLARDA DÜŞMAN KUMANDANLARINDAN DAHA HEVESLİ BİR ŞEKİLDE İSLÂMİYETİ TAHRİP ETMİŞLER.
VALLAH, EZELDEN BUNU BEN EYLEDİM EZBER:
RİSALEİ’N-NURDUR VALLAH O SON MÜCEDDİD-İ EKBER. (Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî: Sözler Yay.sh:192)
…Hattâ Denizli’deki ehl-i vukuf:’’EĞER SAİD MEHDİLİĞİNİ ORTAYA ATSA BÜTÜN ŞÂKİRDLERİ KABUL EDECEK.’’dediklerine mukabil; SAİD, itiraznamesinde demiş ki:’’BEN SEYYİD(1) DEĞİLİM.MEHDİ SEYYİD(2) OLACAK.’’diye onları reddetmiş. Said Nursî (Şuâlar: Sözler Yay sh: 335) (1)BENİM ADIM SAİD NURSÎ,SEYYİD NURSÎ DEĞİL.Nokta cümleyi bitirir.Üstad müdâfaa makamında ismini nazara vererek onları yanıltmıştır. Noktadan sonra ise onların kastettiği mânâda bir cümle kullanmıştır.
(2)PEYGAMBER EFENDİMİZİN (A.S.M.) NESLİNDEN olacak. M.ÇEKİÇ
…Kendimizi değil,RİSALE-İ NÛR’UN ŞAHS-I MÂNEVİSİNİ EHL-İ ÎMANA GÖSTERİYORUZ. (Tarihçe: Sözler Yay.sh: 438)
…Envâr-ı Muhammediyeyi(A.S.M.) ve maarif-i Ahmediyeyi(A.S.M.) ve füyuzât-ı şem’-i İlâhîyi en müşa’şa bir şekilde parlatması ve KUR’ÂNÎ VE HADÎSÎ OLAN İŞARÂT-I RİYAZİYENİN KENDİSİNDE MÜNTEHİ OLMASI ve hitabât-ı Nebeviyeyi(A.S.M.) ifade eden ÂYÂT-I CELÎLENİN RİYAZÎ BEYANLARININ KENDİ ÜZERİNDE TOPLANMASI DELÂLETLERİYLE O ZÂT; hizmet-i imaniye noktasında RİSALETİN BİR MİR’AT-I MÜCELLÂSI ve ŞECERE-İ RİSALETİN BİR SON MEYVE-İ MÜNEVVERİ ve LİSAN-I RİSALETİN İRSİYET NOKTASINDA SON DEHAN-I HAKİKATI ve ŞEM’-İ İLAHÎNİN HİZMET-İ İMANİYE CİHETİNDE BİR SON HÂMİL-İ ZÎSAÂDETİ OLDUĞUNA ŞÜPHE YOKTUR.
Üçüncü Medrese-i Yusufiye’nin Elhüccetü’z-Zehra ve Zühretü’n-Nur olan Tek Dersini Dinleyen Nur Şâkirdleri Namına Ahmed Feyzi,Ahmed Nazif,Salâhaddin,Zübeyir,Ceylan,Sungur,Tabancalı
Benim hissemi haddimden yüz derece ziyade vermeleriyle beraber,bu imza sahiplerinin hatırlarını kırmağa cesaret edemedim.Sükût ederek O MEDHİ RİSALE-İ NUR ŞÂKİRDLERİNİN ŞAHS-I MÂNEVÎSİ NAMINA KABUL ETTİM. SAİD NURSÎ (Şuâlar: Sözler Yay.sh: 585)
Neşrolunan Sözler,HAKAİK-I KUR’ANİYENİN BİRER ANAHTARI ve O HAKAİKI İNKÂR ETMEYE ÇALIŞANLARIN BAŞLARINA İNEN BİRER ELMAS KILINÇTIR…SİZİN EN BÜYÜK ÂLİMLERİNİZ DE, ONA ‘’LEBBEYK!’’ DEMEMESİNDE HAKSIZ DEĞİL MİDİRLER? (Mektûbat: Sözler Yay. Sh: 410)
İkinci İşâret, yâni Altıncı İşâret: HAZRET-İ MEHDÎ’NİN CEM’İYET-İ NURANİYESİ, SÜFYAN KOMİTESİNİN tahribatçı rejim-i bid’akârânesini TAMİR EDECEK,sünnet-i seniyyeyi ihya edecek; yâni ÂLEM-İ İSLÂMİYETTE risalet-i Ahmediyeyi(A.S.M.) inkâr niyetiyle şerîat-ı Ahmediyeyi(A.S.M.) tahribe çalışan SÜFYAN KOMİTESİ, HAZRET-İ MEHDÎ CEM’İYETİNİN(3) MU’CİZEKÂR MÂNEVÎ KILINCIYLA ÖLDÜRÜLECEK VE DAĞITILACAK.(Mektûbat: SözlerYay sh: 424)
(3) “HAZRETİ MEHDÎ ve CEM’İYETİNİN” denilmiş olsa idi; Ergenekon derin devleti öldürülürken Üstad’ın da âlem-i bekâya teşrif etmemiş olması gerekirdi. M.ÇEKİÇ
Hem ÂLEM-İ İNSANİYETTE inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden DECCAL KOMİTESİNİ,HAZRET-İ İSÂ ALEYHİSSELÂM’ın dîn-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemâati nâmı altında ve “MÜSLÜMAN İSEVÎLERİ” ünvanına lâyık bir cem’iyet, o DECCAL KOMİTESİNİ, HAZRET-İ İSÂ ALEYHİSSELÂM’ın RİYASETİ(4) ALTINDA öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.(Mektûbat: SözlerYay sh: 424)
(4) Demek 1990 YILINDA RUSYA DAĞILIRKEN HAZRET-İ İSÂ ALEYHİSSELÂM DÜNYADA “MÜSLÜMAN İSEVÎLERİ” cem’iyetini komuta etmiş. M.ÇEKİÇ
Ona “KÜRDΔ denilmesi ve kaside-i Hazret-i imam-ı Ali’de(R.A.) görülen (YA MÜDRİKEN) kelimesinin hazf ve kalbiyle “KÜRD” îma ve işaretinin bulunması, gerçekten KÜRDLÜĞÜNE DELÂLET ETMEZ ve ONUN MÂNEVÎ SİLSİLE-İ ŞERÂFET VE SİYADETTEN tenzil ve teb’idini icab ettirmez. Bu isnad ve izafe, Kürdistan’da doğup büyüyen ve bu lâkabla mâruf ve meşhur olan BU ZÂTIN RİSALETİ’N-NURUN TERCÜMANI OLDUĞUNU SIRF ÂLEME İLÂN ETMEK İÇİNDİR; yoksa Kürdlüğünü ispat etmek için değildir
KÜRDÇE BİLMESİ, O KIYAFETE GİRMESİ VE ÖYLE GÖRÜNMESİ, KENDİNİ SETR VE İHFA İÇİN(5) olup, hakikî hüviyet ve milliyetini ihlâl ve inkâr mânâ ve maksadıyla değildir diye düşünüyorum.
(5)Üstad,Hadiste geçen : ”Halk-ı Âdem’den(A.S.) tâ kıyamete kadar âlem-i insâniyet arasında DECCAL hâdisesinden daha büyük bir umur, bir mes’ele yoktur.”HADÎSİ MUCİBİNCE KAMUFLESİNİ HAS BAZI EŞHAS DIŞINDA ÖMÜR BOYU KİMSEYE AÇMAMIŞ; Hz.Ali’nin(R.A.):”SIRREN TENEVVERET” emrini bilfiil yaşamıştır. A.AKGÜNDÜZ abinin Irak’ın Bağdat şehrindeki arşivlerden çıkardığı belgeler ise artık ÜSTAD’IN SEYYİD VE ŞERİFLİĞİNİ güneş gibi ortaya koymaktadır. M.ÇEKİÇ
Âlem-i İslâmiyet ve insaniyete ve Haremeyn-i Şerifeyne asırlarca hizmet eden bu kahraman Türk Milletini onun çok sevmesinde ve hayatının mühim bir kısmını hep Türklerle meskûn olan bu havalide geçirmesinde büyük hikmetler, mâna ve mülâhazalar olsa gerektir. (Emirdağ Lâhikası: Sözler 80 Envâr 85)
Rivâyât-ı hadîsiyede, tecdid-i din hakkında ziyade ehemmiyet ise, îmanî hakaikdeki tecdid itibariyledir. Fakat, efkâr-ı âmmede, hayat-perest insanların nazarında zâhiren geniş ve hâkimiyet noktasında câzibedar olan hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye ve siyaset-i dîniye cihetleri daha ziyade ehemmiyetli göründüğü için, o adese ile, o nokta-i nazardan bakıyorlar, mâna veriyorlar.
Hem bu üç vezâifi birden bir şahısda, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdetâ kâbil görülmüyor. Âhirzamanda, Âl-i Beyt-i Nebevî’nin (A.S.M.) cemaat-i nuraniyesini temsil eden Hazret-i Mehdî’de ve cemaatindeki şahs-ı mânevide ancak içtima edebilir. (Kastamonu Lâhikası: Sözler 148 Envâr 189)
…Ve her asırda dine ve îmana tam hizmet eden mücedditler geldikleri gibi,bu acib ve komitecilik ve şahs-ı mânevî-i dalâletin tecavüzü zamanında bir şahs-ı mânevî müceddit olmak lâzım gelir.Eski zamana benzemez.Said Nursî(Emirdağ 2:Sözler 133 Envâr 152)
…Bundan sonra her mes’elemizde emir,Risale-i Nur’un şahs-ı mânevîsini temsil eden has şâkirdlerin ve sizlerindir.Benim de şimdi bir re’yim var.Said Nursî(Emirdağ:Sözler 206 Envâr 223)
Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil,benim en yakınımda hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde,dört-beş adamı mutlak vekil yapıyorum.Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam,Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler.Şimdilik Tâhirî,Sungur,Ceylân,Hüsnü ve bir-iki adam daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum.Said Nursî(Emirdağ 2:Sözler 204 Envâr 233)
…Bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde; gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i îmâniye ve hizmet-i Kur’âniye omzumuza ihsân-ı İlâhî tarafından konulmuş. (Lem’alar:Sözler 164 Envâr 159)
…Cenâb-ı Hak merhametkârâne kudretini benim hakkımda böyle göstermiş ki; en ednâ bir nefer gibi bu şahsiyetimi,en âlâ bir makam-ı müşiriyet hükmünde olan hizmet-i esrâr-ı Kur’aniyede istihdam ediyor.Yüzbinler şükür olsun…Nefis cümleden süflî, vazife cümleden a’lâ… (Mektûbat:Sözler 306 Envâr 320)
Neşrolunan Sözler,hakaik-ı Kur’aniyenin birer anahtarı ve o hakaikı inkâr etmeye çalışanların başlarına inen birer elmas kılınçtır. …Sizin en büyük âlimleriniz de,ona ‘’Lebbeyk!’’ dememesinde haksız değil midirler? (Mektûbat:Sözler 410 Envâr 425)
…Doğrudan doğruya,tarikat berzahına uğramadan,lütf-u İlâhî ile hakikata geçmektir ki,Sahabeye ve Tâbiîne has ve yüksek ve kısa tarik şudur.Demek hakaik-i Kur’aniyeden tereşşuh eden nurlar ve o nurlara tercümanlık eden Sözler,o hâssaya mâlik olabilirler ve mâliktirler. (Mektûbat:Sözler 341 Envâr 356)
Celcelûtiye,Süryanice bedi’ demektir.Ve bedi’ mânasındadır.İbareleri bedi’ olan Risale-i Nur,Celcelûtiye’de mühim bir mevki tutup ekser yerlerinde tereşşuhatı göründüğünden,Kasidenin ismi ona bakıyor gibi verilmiş.Hem şimdi anlıyorum ki; eskiden beri benim liyakatim olmadığı halde,bana verilen “Bediüzzaman” lâkabı benim değildi.Belki Risale-i Nurun mânevî bir ismi idi.Zâhir bir tercümanına âriyeten ve emaneten takılmış.Şimdi o emanet isim,hakiki sahibine iade edilmiş. (Şuâlar:Sözler 645 Envâr 748)
Bediüzzaman,rivayetlerde gelen eşhas-ı âhirzamana ait haberlerin mühim bir kısmını ve hürriyetten evvel İstanbul’da te’vilini söylediği hadîslerin ihbar ettiği âhirzamanın dehşetli şahıslarının âlem-i İslâm ve insaniyette zuhur ettiğini görür.Ve yine,gelen rivayetlerden,onlara karşı çıkacak ve mukabele edecek olan hizbü’l-Kur’an hakkında,”O zamana yetiştiğiniz zaman,siyaset cânibiyle onlara galebe edilmez; ancak mânevî kılınç hükmünde İ’caz-ı Kur’anın nurlariyle mukabele edilebilir.” tavsiyesine müraatla… Ankara’dan ayrılır, Van’a gider. (Tarihçe:Sözler 138 Envâr 147)
Şimdi İslâmlar içinde Nur’u Kur’ana muhalif hâletlerin ekserisi o su-i kasdların ve Sevr Muahedesi gibi gaddarâne muahedelerin vahim neticeleridir. Eğer şeddeli “mim” dahi şeddeli lâm’lar gibi bir sayılsa, o vakit bin ikiyüz seksendört eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeğe niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus’un doksanüç muharebe-i meş’umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resâili’n-Nur Şâkirdleri yerinde Mevlâna Halid’in(K.S.) şâkirdleri o bulut zulümatını dağıttıklarından bu âyet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm’lar ve “mim” ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdi’nin şâkirdleri olabilir.Her ne ise… (Şuâlar: Sözler 624 Envâr 719)
…Gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, âhir zamanın Büyük Mehdi ünvanını almamışlar.(Emirdağ: Sözler 247 Envâr 267)
…Fakat şimdi, Risale-i Nur şâkirdlerine lâyık bir üstada muvafık ulvi mertebe ve fazileti, bîçâre, kusurlu bu şahsımda kabûl ettikleri sebebiyle gayret ve şevkleriyle çalışmaları, bu noktada haddimden ziyade hüsn-ü zanları kabûl edilebilir. Fakat, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevisinin malı olarak elimde bulunuyor diye bilmek gerektir. …Cenab-ı Hak, rahmet ve keremiyle, belime, başıma yüklenen Risale-i Nur eczalarını ve ruhuma ve kalbime yüklenen şâkirdlerinin haysiyet ve izzet ve rahatlarını muhafaza için, fevkalâde bir tahammül ve sabır ihsan eyledi.(Tarihçe: Sözler 445 Envâr 486)
AHİR ZAMANLA İLGİLİ HADÎSLERİN İZAH EDİLDİĞİ
BEŞİNCİ ŞUÂ
Bediüzzaman Said NURSİ hazretleri Şuâlar Sözler Yay. sah.513\'de: \" Birinci Mes\'ele: Rivâyette var ki: \"Âhir zamanın eşhas-ı mühimmesinden olan Süfyan\'ın eli delinecek.\"
Allahu a\'lem, bunun bir te\'vili şudur ki: Sefehat ve lehviyat için gayet israf ile elinde mal durmaz, israfata akar. Darb-ı meselde deniliyor ki, \"Filân adamın eli deliktir.\" Yani çok müsriftir.İşte,\"Süfyan israfı teşvik etmekle, şiddetli bir hırs ve tamâı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder.\" diye haber verir.
İkinci Mes\'ele:
Rivâyette var ki:\"Âhirzamanın dehşetli bir şahsı, sabah kalkar; alnında \"Hâzâ kâfîr\" yazılmış bulunur.\"
Allahu a\'lem bissevab bunun bir te\'vili şudur ki:O Süfyan, kendi başına frenklerin serpuşunu koyup herkese de giydirir. Fakat cebir ve kanun ile tâmim ettiğinden, o serpuş dahi secdeye gittiği için inşâallah ihtida eder, daha herkes -yalnız istemeyerek- onu giymekle kâfir olmaz. .
Dördüncü mes\'ele:
Rivâyette var ki:\"Âhirzamanda, Allah Allah diyecek kalmaz.\"
\"Lâ ye\'lemül ğaybe illâllah\" bunun bir te\'vili şu olmak gerektir ki:\"Allah!. Allah!. Allah!. deyip zikreden tekyeler, zikirhâneler, medreseler kapanacak ve ezan ve kamet gibi şeâirde İsmullah yerine başka isim konulacak.\"demektir. Yoksa, umum insanlar küfr-ü mutlaka düşecekler demek değildir. Çünkü; Allah\'ı inkâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzaktır.Umum değil, belki ekser insanlarda dahi vukuunu akıl kabul etmez. Kâfirler Allah\'ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hata ediyorlar.
Bediüzzaman Said NURSİ Şuâlar Sözler Yay.sah.: 524\'de:İkinci Hâdise: O İslâm Deccalı, \"Sûre-i \' Vettîni vezzeytûni \' mânasını merak edip soruyor\" diye çoklar nakletmişler.
Gariptir ki, bu sûrenin akîbinde olan \" İkra\' bismi Rabbike \" sûresinde \" İnnel insâne le yed\'ğâ \" cümlesi, onun aynı zamanına ve şahsına -cifir ile ve mânasıyla- işaret ettiği gibi, ehl-i salâte ve camilere tâğiyâne tecavüz edeceğini gösteriyor. Demek o istidraclı adam, küçük bir sûreyi kendiyle alâkadar hisseder.Fakat yanlış eder, komşusunun kapısını çalar.
Üçüncü Hâdise:Bir rivâyette, \"İslâm Deccalı Horasan taraflarından zuhur edecek.\" denilmiş.
\"Lâ ye\'lemül ğaybe illâllah\" Bunun bir te\'vili şudur ki: Şarkın en cesur ve kuvvetli ve kesretli kavmi ve İslâmiyetin en kahraman ordusu olan Türk Milleti, o rivâyet zamanında Horasan taraflarında bulunup daha Anadolu\'yu vatan yapmadığından, o zamandaki meskenini zikretmekle Süfyânî Deccal onların içinde zuhur edeceğine işaret eder.
Gariptir, hem çok gariptir.Yediyüz sene müddetinde İslâmiyetin ve Kur\'ânın elinde şeref-şiar, bârika-asâ birf elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülüğü, muvakkaten İslâmiyetin bir kısım şeâirine karşı istîmâl etmeğe çalışır. Fakat muvaffak olmaz, geriçekilir. \" Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor.\" diye rivâyetlerden anlaşılıyor.
\" Vallahu e\'lemü bissavâb\" . \"\"Lâ ye\'lemül ğaybe illâllah. Said Nursi
Elhamdülillâh bi adedi zerrât-ı kâinat; kurtardı. Son döklüntülerini pençelerinden yakalayıp Silivriye attı.
\"İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.\"
Bediüzzaman hazretlerine Türkler hakkında senâ-i Peygamberî var mıdır? diye sorulan soruya Üstad evet vardır. En açık delili Hz.Sultan Fatih hakkındaki hadistir diye Emirdağ Lâhikasında geçmektedir
Kastamonu Lâhikası Sözler Yayınevi sah: 24\'de
\"ÂHİR ZAMANDAN HABER VEREN MÜHİM BİR HADİS:
“Lâ tezalü taifetün min ümmeti zâhirine âlelhakkî hatta ye\'tiyellâhü bi emrih”
Ramazan-ı Şerîfte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi. Belki, Risale-i Nur şakirtlerinin tâifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binâen ihtar edildi.
\"Lâ tezalü taifetün min ümmeti \" şedde sayılır, tenvin sayılmaz; fıkrasının makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırkiki ederek nihayet devamına îma eder.
\"Lâ ye\'ğlemül gâybe illâllah\"
\"zâhirine âlelhakkî \" şedde sayılır, fıkrası dahi; makam-ı cifîsi bin beşyüz altı edip, bu tarihe kadar zâhir ve âşikârâne, belki gâlibane; sonra tâ kırkikiye kadar, gizli ve mağlûbiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın îmâ eder.
\"Vel \'îlmü \'îndellah.”. \"Lâ ye\'ğlemül gâybe illâllah\"
“Hattâ ye’tiyellâhü bi emrih.” şedde sayılır, fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi bin beşyüz kırkbeş olup kâfirin başında kıyâmet kopmasına îmâ eder.
\"Lâ ye\'ğlemül gâybe illâllah.\"
Cây-ı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil\'ittifak bin beşyüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına mânidar, mâkul ve hikmetli bir surette bin beşyüz altıdan tâ kırkikiye, tâ kırkbeşe kadar üç inkılâb-ı azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır.
Bu îmalar gerçi yalnız bir tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat\'î tarzda kimse bilmez; fakat, böyle îmalar ile bir nevî kanaat, bir gâlib-i ihtimâl gelebilir. Fatiha\'da \"Sırâtım müstakîm.\" ashâbının taife-i kübrâsını târif eden \"Ellezîne en\'âmte âleyhim \" fıkrası, şeddesiz bin beşyüz altı veya yedi ederek tam tamına \"zâhirine âlelhakkî \" fıkrasının makamına tevafuku ve mânasına tetabuku ve şedde sayılsa \"Lâ tezalü taifetün min ümmetî \" fıkrasına üç mânidar farkla tam muvafakatı ve mânen mutabakatı bu hadîsin îmasını te\'yid edip remz derecesine çıkarıyor ve müteaddit âyât-ı Kur\'âniyede \"Sırâtım müstakîm.\" kelimesi, bir mâna-yı remziyle Risaleti\'n-Nur\'a mânaca ve cifirce îma etmesi remze yakın bir îma ile, Risaleti\'n-Nur şakirtlerinin tâifesi, âhirzamanda o tâife-i kübrâ-i âzamın âhirlerinde bir hizb-i makbûl olacağını işâret eder diye def\'aten birden ihtar edildi.
\"El \'îlmü \'îndellah.” . “ Lâ ye\'ğlemül gâybe illâllah\"
MAUSTIFU BÎKEMAL BİN SENEDİR İSLÂM DÜŞMANLARININ İSLAMA YAPAMADIKLARI TAHRİBATI İSLAMIN KAHRAMAN ORDUSUNA YAPTIRAN, PEYGAMBERİMİZİN(A.S.M.) YAHUDİ ÇOCUKLARINDAN BİRİNİ GÖSTERİP:\"İŞTE SURETİ\" DEDİĞİ DÜNYANIN EN ALÇAK MÜNAFIĞIDIR.
Süfyan Hz.Ali(R.A.)\'ın üzerinde durduğu İslâm Deccalı, Peygamberimizi(A.S.M.) inkar edecek şahıstır. Bediüzzaman hazretleri Mustafa Kemal dir; diyor. Hadislerle ispat ediyor.
Kimin içinden çıkacak mes\'elesinde Deccaliyet ve Süfyaniyet, yani ahirzamanla ilgili haber verilen o dehşetli şahıslar, Peygamberimizin(A.S.M.) o konudaki hadisleri söylediği anda Horasan, Hazar gölü civarlarında olan Türkler içinden çıkacak. Bediüzzaman Hazretleri Peygamberimiz(A.S.M.) o hadisi îrad ettiği anda ortaasyadan göç eden Türklerin o dönemde Horasan civarında olduğunu, fakat daha sonra göçün daha da ilerleyerek Anadolu\'ya devam ettiğini, bu halinde imtahan dünyasında bir yanılgı vesilesi olduğunu belirtir. Bir çok hadis alimi ve müderris şu anda o yöredeki İran topraklarında yaşayan insanlardan çıkacağını telkin etmektedirler.
Bu durum \"Merkez-i Hilâfet\" hadisinde de yaşanmaktadır. Merkez-i Hilâfet o dönemde Şam, Basra, Kufe civarı olduğundan daimi öyle kalacak zannıyla Hadis ravileri Deccal ve Mehdi(A.S.) Şam, Basra, Kufe civarında çıkacak diye metn-i hadise; yani \"Merkez-i Hilâfet\" ifadesine mekan ismi ilave etmişler. Oysa ki, zamanla merkez-i hilâfet Kahire olmuş, ve nihayet İstanbul olmuştur. Dolayısıyle Deccal ve Mehdi(A.S.) o meşhur mücadelelerini İstanbul\'da ve dolayısıyle Anadoluda icra etmişler ve netice de kemalizmin Anadoluda iflasıyle Mehdi(A.S.)\'ın galebesine bütün dünya şahit olmuştur. M.Çekiç
İşte ,Bediüzzaman Said Nursî’nin, Risale-i Nurla Anadolu’daki hizmet-i imaniye ve Kur’âniyesine cansiperane çalışan bir fedai-yi İslâm olarak başladığı seneler ki, zemin yüzünün görmediği pek dehşetli bir dinsizlik devrinin başlangıcı ve teessüs zamanı idi. …Riale-i Nur, Kur’ânın son asırlarda beklenen bir mu’cize-i mânevîsi olarak tulû etmiş …Bu yeni doğan güneş, bin üçyüz yıl evvel âlem-i beşeriyete doğmuş olan güneşin bir in’ikâsıdır ve o mânevî güneşin her asırda parlayan lem’alarından birisidir ve beklenilen son mu’cize-i mânevîsidir! (Tarihçe: Sözler 147 Envâr 156)
…Âlem-i İslâm ve insaniyeti tenvir ve irşad edecek Kur’ândan gelen iman hakikatlarını te’lif ediyor ve aynı zamanda neşrediyordu. …Bir gün gelecek bu eserler Anadolu’ya yayılacak, Âlem-i İslâm merkezlerine gidecek, ehl-i siyasetin nazar-ı dikkatini celbedecek ve o zaman, Âlem-i İslâmın asırlardır bayrakdarlığını yapmış bir millet içerisinde yerleştirilmek istenen dinsizlik, imansızlık ideolojilerini parçalayacak; son asırların dalâlet tâğutlarının şahs-ı mânevîsinden ibaret olan ehl-i küfür, ehl-i sefahet ve ehl-i dalâlet cereyanlarının bu vatanı istilâsına sed çekecek, istikbal nesillerinin ebedî kurtuluş ve saadetini te’mine medar olacaktır. (Tarihçe: Sözler 155 Envâr 165)
…Risale-i Nur(Risaletü’n-Nur)Hızır gibi imdada yetişti. Kâinatı ihâta eden son ordusunu (Hâşiye) gösterip ve ondan mukavemet-sûz maddî ve mânevî imdat getirmek hizmetinde hârika bir emirber neferi olarak “Âyetü’l-Kübrâ Risalesi” ni İmam-ı Ali(Radıyallahu Anh) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş.Temsildeki sair noktaları tatbik ediniz, tâ o sırrın bir hulâsası görünsün. (Hâşiye): Kâinatı dağıtmayan bir kuvvet, o orduyu bozamaz.! (Sikke: Sözler 34 Envâr 37) Hazırlayan:Mustafa ÇEKİÇ
Sünen-i Ebu Davut Kitabında, Hz. Ayşe validemizin şöyle bir hadis rivayet ettiği bildirilmektedir:
\"Allah\'a yemin ederim ki: SAİD öyle bir zattır ki; fitnelerden uzak kalacaktır. Belalara maruz kalacak ve sabredecektir. Ben ona taaccüb ediyorum. Ve o Said sakalsızdır.\"
Sünen-i Ebu Davut. 463
Demokratlara Büyük Bir Hakikatı İhtar
Şimdi Kur\'an, İslâmiyet ve bu vatan zararına üç cereyan var:
Birincisi: Komünist, dinsizlik cereyanı. Bu cereyan yüzde otuz-kırk adama zarar verebilir.
İkincisi: Eskiden beri müstemlekâtların, Türklerle alâkalarını kesmek için, Türkiye dâiresinde dinsizliği neşretmek için; ifsad komitesi namında bir komite. Bu da yüzde on-yirmi adamı bozabilir.
Üçüncüsü: Garplılaşmak ve Hristiyanlara benzemek ve bir nevi Purutluk mezhebini İslâmlar içinde yerleştirmeye çalışan ve dinde hissesi olmayan bir kısım siyasiler hey\'etidir. Bu cereyan yüzde belki binde birisini, Kur\'an ve İslâmiyet aleyhine çevirebilir.
Biz Kur\'an hizmetkârları ve Nurcular, evvelki iki cereyana karşı daima Kur\'an hakikatlerini muhafazaya çalışmışız. Mümkün olduğu kadar dünyaya ve siyasete bakmamaya mesleğimiz bizi mecbur ediyormuş. Şimdi mecburiyetle bakmağa lüzum oldu. Gördük ki: Demokratlar, evvelki iki müdhiş cereyana karşı bize (Nurculara) yardımcı hükmünde olabilirler. Hem onların dindar kısmı daima o iki dehşetli cereyana mesleklerince muarızdırlar. Yalnız dinde hissesi az olan bir kısım garblılaşmak ve garblılara tam benzemek mesleğini takib edenler ise, üçüncü cereyana bir yardım ediyorlar. Mâdem o cereyanın yüzde ancak birisini belki binden birisini Purutlar ve Hristiyan gibi yapmaya çevirebilirler. Çünkü, İngiliz ikiyüz sene zarfında tahakküm ettiği ikiyüz milyon İslâmdan ikiyüz adamı Purutluğa çevirememiş ve çeviremez.
Hem hiçbir tarihte bir İslâm, Hristiyan olduğunu ve kanaatle başka bir dini İslâmiyete tercih etmiş olduğu işitilmediğinden, iktidar partisinde bulunan az bir kısım, dinin zararına siyaset nâmiyle üçüncü cereyana yardım etse de; mâdem o Demokrat Partisi, meslek itibariyle öteki iki cereyan-ı azimenin durmasında ve def\'etmesinde mecburî vazifeleri olmasından, bu vatana ve İslâmiyete büyük bir faidesi dokunabilir. Bu cihetten biz, Demokratları iktidar yerinde muhafaza etmeye Kur\'an menfaatına kendimizi mecbur biliyoruz. Onlardan hayır beklemek değil; belki dehşetli, baştaki iki cereyana siyasetlerince muarız oldukları için, onların az bir kısmı dine verdikleri zararı, vücudun parçalanmasına bedel, yalnız bir parmağı kesmek gibi pek cüz\'î bir zararla pek külli bir zarardan kurtulmamıza sebeb oluyorlar bildiğimizden, o iktidar partisinin lehinde ehl-i dini yardıma dâvet ediyoruz. Ve dinde lâubali kısmını dahi cidden îkaz edip \"Aman çabuk hakikat-ı İslâmiyeye yapışınız!\" ihtar ediyoruz ki vatan ve millet ve onların hayatı ve saâdeti, hakaik-ı Kur\'aniyeye dayanmak ve bütün âlem-i İslâmı arkasında ihtiyat kuvveti yapmak ve uhuvvet-i İslâmiye ile dörtyüz milyon kardeşi bulmak ve Amerika gibi din lehinde ciddî çalışan muazzam bir devleti kendine hakikî dost yapmak, iman ve İslâmiyetle olabilir. Biz bütün Nurcular ve Kur\'an hizmetkârları, onlara hem haber veriyoruz, hem İslâmiyete hizmette muvaffakıyetlerine dua ediyoruz. Hem de rica ediyoruz ki; bu memleketin bir ehemmiyetli mahsulü ve vatanda ve şimdi âlem-i İslâmda pek büyük fâidesi ve hizmeti bulunan Risale-i Nuru, müsaderelerden kurtarıp neşrine hizmet etsinler. Bu vatandaki dindarları kendine taraftar etsinler. Ve selâmeti bulsunlar.
Said Nursî (Emirdağ Lâhikası-2, Sözler Yay.sah: 182)